Amme Alacaklarının Tahsil Usulu
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. Maddesinin son iki fıkrası Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir.
Söz konusu madde ile düzenlenen sorumluluğa Tasarruf İptal Davaları kitabımızda değinmiş bulunmaktayız.[1] Buna göre:
“…Mali hukukta iki ayrı düzenleme bulunmakta olup, Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesinde ve 11’inci maddesinde öngörülen sorumluluk ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun mükerrer 35’nci maddesinde getirilen sorumluluktur. İşte konu açısından önemi olan bu sorumluluk salt kanuni temsilcilik sıfatından kaynaklanmakta olup tüm kamu alacakları için uygulama alanı bulmaktadır. Vergi Usul Kanunundaki kapsam ise sadece vergi alacakları bakımından söz konusudur.
Tüzel kişinin malvarlığından alınamayan kamu alacağı Vergi Usul Kanunu uyarınca kanuni ödevini yerine getirmeyen yani kusurlu olan kanuni temsilciden ve kamu alacakları için de herhangi bir kusur aranmaksızın alınmaktaydı.
Kanuna eklenen madde ile getirilen düzenleme kanuni temsilcinin görevinden ayrılsa dahi sorumluluğunu borcun doğum tarihine kadar geri götürmekte, görevini yürütmekte olan yeni kanuni temsilci ile birlikte müteselsilen sorumlu kılmaktadır. Bu hüküm kanuni temsilcilerin mali sorumluluğunu arttırıcı mahiyette olup, şirketin idare ve muhasebesinin tek elden kontrolünü gerektirmektedir…”
Anayasa Mahkemesi’nin E: 2014/144, K: 2015/29 sayılı, 19/03/2015 tarihli kararı ile 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesine, 4.6.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle eklenen 5. ve 6. fıkraların Anayasa'nın 2. maddesine aykırılığına karar verilerek iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararında şu hususlara yer verilmiştir: “…Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır…
…213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu Kanun kapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır…”
Anayasa Mahkemesi , şirket ortaklarının takip ve davalardaki mağduriyetlerini de göz önüne alarak 6318 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesinin 5. ve 6. fıkralarının iptaline karar vermiştir.
[1] Av. Filiz ASKAN, Tasarruf İptal Davaları, Sayfa 111-112, Bilge Yayınevi, 2008 Ankara